Zihinde Yaşamak
İnsan zihni gerçeklikten çok, gerçeklik hakkında ürettiği yorumlarla yaşar. Çoğu zaman ruh halimizi başımıza gelenler değil, başımıza geldiğini sandıklarımız belirler. Özellikle ilişkiler söz konusu olduğunda, zihnimiz boşlukları varsayımlarla doldurur; yaptığımız tahminler hızla kanaate, kanaatler ise duygusal tepkilere dönüşür. En sonunda zihnimizde yaşadığımız bir hayatı deneyimleriz. İşte Paul Watzlawick’in Mutsuzluk Kılavuzu adlı kitabından uyarladığımız bir hikâye, insanın kendi zihinsel kurgusuyla nasıl çatışma üretebildiğini çarpıcı ve ironik bir biçimde gösterir.
Bir adam duvarına bir tablo asmak ister. Tablo hazırdır, çivi hazırdır. Eksik olan tek şey çekiçtir.
Evde çekiç olmadığını fark eder ve bir an duraksar. “Komşudan isterim,” diye geçirir içinden. Alt kattaki komşusunda mutlaka vardır.
Kapıya doğru yürürken zihni çalışmaya başlar.
“Acaba evde midir?”
“Dün merdivende karşılaştık, pek selam vermedi sanki…”
“Yoksa bana mı kırgın?”
“Belki de beni kibirli buluyordur.”
Adımlar yavaşlar. Senaryo büyür.
“Geçen ay apartman toplantısında söylediğim şeyden dolayı bana alınmış olabilir.”
“Belki de benim ondan çekiç istememi fırsatçılık olarak görecek.”
“Kim bilir, arkamdan ‘insan bir çekiç bile alamıyor’ diye dalga geçiyordur.”
Zihin artık bir tahmin aracı olmaktan çıkmış, bir mahkeme salonuna dönüşmüştür. Komşu sanık sandalyesindedir ama ortada hiçbir kanıt yoktur. Sadece varsayımlar vardır.
Adamın iç sesi sertleşir:
“Ne biçim insan zaten! Selamı bile zor alınıyor.”
“Yardım etmeyeceği kesin.”
“Belki de kapıyı açıp ‘Yok’ diyecek yüzüme kapatacak!”
Kapının önüne geldiğinde artık tabloyu asmak isteyen sakin biri değildir. İçinde birikmiş bir öfke vardır. Zil çalar. Kapı açılır.
Komşu daha “Buyur?” demeye fırsat bulamadan adam patlar:
“Çekicini de istemiyorum zaten! Kendine sakla!”
Kapıyı çarpar ve yukarı çıkar.
Çekiç hâlâ yoktur. Tablo hâlâ asılmamıştır. Ama adam, kendi zihninde kurduğu hikâyeye tepki vermiş olmanın tuhaf bir haklılık hissiyle merdivenleri çıkar.
Bu öyküde trajik olan şudur: Gerçeklikte hiçbir çatışma yokken, zihinde kurgulanan bir hikâye gerçek bir çatışmaya dönüşür. İnsan, karşısındakinin ne düşüneceğini tahmin ettiğini sanır; oysa çoğu zaman kendi korkularını, güvensizliklerini ve önyargılarını projekte eder.
Çekiç hikâyesi, ilişkilerde yaşadığımız pek çok yanlış anlamanın küçük bir modeli gibidir. Sorun çoğu zaman dışarıda değil, zihnin içinde başlar. Varsayım, yorum ve kurgu; gerçeğin yerini alır. Sonra da biz o kurguya göre davranırız.
Ve çoğu zaman fark etmeyiz: Tabloyu asamamamızın nedeni komşu değildir.
Elimizde olmayan şey çekiç değil, zihinsel berraklıktır.
References: Paul Watzlawick (2000) Mutsuzluk Kılavuzu (Çev. Veysel Atayman), Ayrıntı Yayınları, İstanbul



