Einstein ve Kör Adam Hikâyesi
Sözünü bilmez bir ev sahibi, konuğu olan Einstein’a, “Bize iyi seçilmiş iki cümle ile şu sizin Görecelik Kuramı’nı anlatır mısın?” der.
Einstein, “İsterseniz size bir hikâye anlatayım,” diyerek söze başlar:
“Bir gün görme engelli bir adamla yürüyorduk. Birdenbire içimden geldi ve ‘Canım bir bardak süt istedi,’ dedim.
Yoldaşım, ‘Süt nedir?’ diye sordu.
‘Süt, beyaz bir sıvıdır,’ dedim.
‘Sıvıyı biliyorum ama beyaz nedir?’ dedi.
‘Kuğu kuşunun rengidir,’ diye cevap verdim.
‘Peki, kuğu kuşu nedir?’ dedi.
‘Boynu bükük bir kuştur,’ dedim.
‘Boynu anladım; ama bükük nedir?’ diye tekrar sordu.
Yoldaşım, ‘Süt nedir?’ diye sordu.
‘Süt, beyaz bir sıvıdır,’ dedim.
‘Sıvıyı biliyorum ama beyaz nedir?’ dedi.
‘Kuğu kuşunun rengidir,’ diye cevap verdim.
‘Peki, kuğu kuşu nedir?’ dedi.
‘Boynu bükük bir kuştur,’ dedim.
‘Boynu anladım; ama bükük nedir?’ diye tekrar sordu.
Artık sabrım taşmıştı. Adamın kolunu tutup dümdüz uzattım:
‘İşte bu düzdür; kıvrıldığında ise büküktür,’ dedim.
‘İşte bu düzdür; kıvrıldığında ise büküktür,’ dedim.
Adam o zaman büyük bir memnuniyetle, ‘Tamam,’ dedi. ‘Sütün ne olduğunu şimdi çok iyi anladım!'”
Einstein, bu nüktedan hikâyeyle insanın soyut kavramları yalnızca kendi kısıtlı deneyim dünyası üzerinden anlamlandırabilme yanılgısını ironik bir dille ortaya koyar. Sütü hiç görmemiş birine onu kuğuyla, kuğuyu bükük bir boyunla, büküklüğü ise fiziksel bir bükme eylemiyle açıklamaya çalışmak, her adımda asıl özneden (sütten) daha da uzaklaşılmasına neden olur. Finalde kör adamın sütün ne olduğunu anladığını sanması, aslında sadece mekanik bir hareketi kavramasından ibarettir; tıpkı insanoğlunun evrenin mutlak gerçekliğini kendi sınırlı referans çerçevelerine, yani kendi “göreliliğine” indirgeyerek bütünü bildiğini iddia etmesi gibi. Einstein, karmaşık kuramları basitleştirme ısrarının çoğunlukla hakikati aydınlatmadığını, aksine onu bambaşka bir algı yanılsamasına dönüştürdüğünü bu metaforla incelikle gösterir.


