Şansın Psikolojisi: Şansınızı Nasıl Artırırsınız?

Şansın Psikolojisi: Şansınızı Nasıl Artırırsınız? Şans doğuştan gelen bir armağan değil, farkındalık, hazırlık ve tutumla şekillenen bir beceridir. Bu yazıda, bilimsel bulgularla şansınızı nasıl artırabileceğinizi keşfedeceksiniz.

Şansın Psikolojisi: Şansınızı Nasıl Artırırsınız?

Şans doğuştan gelen bir armağan değil, farkındalık, hazırlık ve tutumla şekillenen bir beceridir. Bu yazıda, bilimsel bulgularla şansınızı nasıl artırabileceğinizi keşfedeceksiniz.

Şans Nedir?

Şans; yüzyıllardır felsefenin, teolojinin, matematiğin ve son yıllarda psikolojinin en merak uyandıran kavramlarından biri olmuştur. Kimi için tamamen kör bir rastlantı ve kozmik bir piyango, kimi içinse hazırlık, farkındalık ve doğru tutumun kaçınılmaz bir sonucudur. Peki, modern bilim ve pratik deneyimler ışığında “şans” gerçekten nedir? Şanssızlık kader midir, yoksa değiştirilebilir bir zihin durumunu mu ifade eder?

Bu kavramın tarihsel kökeni insanın belirsizlikle ilişkisini anlatır. Ancak modern psikoloji, şansı sadece kader değil, öğrenilebilir bir tutum olarak ele alır. Şans, en basit tanımıyla, beklenmedik bir sonucun, açık bir niyet veya sebep olmaksızın gerçekleşmesi durumudur. Genellikle iyi şans (talih) ve kötü şans (şanssızlık) olarak ikiye ayrılır. Şansın katı bilimsel karşılığı ise olasılıktır. Olasılık, mümkün olan tüm senaryolar içinde, spesifik bir senaryonun gerçekleşme ihtimaline verilen matematiksel bir değerdir.

Kötü şans (Rastlantısal Olaylar), tamamen bireyin kontrolü dışında gerçekleşen, nadir ve beklenmedik olaylardır. Örneğin, bir piyangoyu kazanmak veya doğum yeri, ailesi ve genetik yapısı gibi hayatın başlangıç koşulları. Bir zarın 6 gelme olasılığı gibi (1/6), bu olaylar tamamen istatistikseldir. Gladwell (2008), doğum tarihinin hokey oyuncularının başarısına etkisini ilginç bir şekilde ortaya koyar. Profesyonel spor liglerinde yapılan istatistiksel çalışmalar, elit seviye hokey oyuncularının önemli bir yüzdesinin yılın ilk çeyreğinde (Ocak-Mart) doğduğunu göstermektedir. Bunun temel nedeni, genç yaş takımlarında yaş sınırının 1 Ocak kabul edilmesi ve bu aylarda doğan çocukların, aynı takımdaki diğerlerinden fiziksel olarak birkaç ay daha büyük ve dolayısıyla gelişimsel olarak daha avantajlı olmalarıdır. Bu başlangıçtaki “genetik zamanlama şansı”, kariyerlerinin ilerleyen aşamalarında bile avantaj sağlamaya devam edebilmektedir.

Şans faktörü ise, rastlantısallık ile bireysel eylem arasındaki etkileşimi tanımlar. Bu bağlamda şans, pasif bir olaydan ziyade, fırsatları proaktif olarak fark etme, yakalama ve olumsuz durumları avantaja dönüştürme yeteneği olarak ele alınır (Wiseman, 2018). Alexander Fleming’in 1928’de Penisilin’i keşfi, klasik bir “Şans Faktörü” örneğidir. Fleming tatilden döndüğünde dağınık laboratuvarındaki bir kültür kabında Penicillium notatum küfünün, çevresindeki bakterileri öldürdüğünü fark etti. Bu basit gözlem, dünya tıbbını değiştiren bir keşfin başlangıcıydı. Bu tesadüf birçok laboratuvarda meydana gelebilecek bir rastlantı iken, Fleming’in biyolog olarak birikimi ve anomaliyi bilimsel bir merakla sorgulama yeteneği, bu tesadüfü dünya tarihini değiştiren bir keşfe dönüştürmüştür. Louis Pasteur’ün (1854) ifadesi bu durumu özetlemektedir: “Şans, hazır olan zihinlere yardım eder”. Bu söz, şansın pasif bir bekleme hali değil, aktif bir hazırlık gerektirdiğini çok iyi açıklar.

"Şanssızlığın üstesinden gelen tek şey çok çalışmaktır." Harry Golden özlü sözleri çalışkanlık özdeyişleri

Şanslı Olmanın İlkeleri

İnsanlık tarihi boyunca, şans ve talih; kader, ilahi takdir, uğurlar ve batıl inançlarla ilişkilendirilmiştir. Bu inançlar, kontrol edemediğimiz olaylara bir anlam verme ve belirsizliği azaltma ihtiyacından doğmuştur. Ancak günümüze geldiğimizde daha öngörülebilir bir dünyada yaşadığımız açıktır. Bilimsel veriler ışığında hayat üzerinde nispeten daha fazla kontrol sahibiyiz. Artık şanstan bahsederken daha bilimsel veriler üzerinden konuşabiliyoruz.

Psikoloji profesörü Richard Wiseman’a (2003) göre, şansın büyük bir kısmı öğrenilen bir beceri setine dayanır. Wiseman, binlerce kişiyle yürüttüğü deneylerde, şanslı insanların dört temel ilkeyi uyguladığını bulmuştur (Wiseman, 2003):

1. Fırsatları Maksimize Etme: Şanslı bireyler, rutin dışı deneyimlere ve yeniliklere yüksek düzeyde açıklık gösterirler. Bu davranışsal eğilim, sosyal ağlarını genişletir ve böylece faydalı rastlantısal karşılaşma (fırsat) olasılığını istatistiksel olarak artırır (Wiseman, 2003). Profesyonel yaşamda, bir yöneticinin sürekli olarak katıldığı sektör dışı, sıradan bir gönüllülük etkinliğinde, kendi alanındaki zor bir soruna çözüm bulabilecek bir yazılımcıyla tesadüfen tanışması buna güzel örnektir. Yöneticinin, iş ağı dışındaki aktivitelere olan açıklığı, beklemediği bir alandan kritik bir profesyonel bağlantı kurma şansını maksimize etmiştir.

2. İçgüdüsel Kararlara Güven: Özellikle bilgi eksikliği olan veya hızlı karar alma gerektiren durumlarda, şanslı bireylerin sezgisel kararlar alma eğilimi daha yüksektir. Deneyimli bir yatırımcının, tüm analizler ve veriler nötr sinyaller verirken, belli bir hisse senedi hakkında güçlü bir “iyi his” ile küçük bir yatırım yapması sezgilerine güvendiğini gösterir. Bu kararının başarıya ulaşması, genellikle dışsal veri yetersizliği durumlarında geçmiş deneyimlerin hızlı ve bilinçdışı bir sentezi olarak yorumlanmaktadır.

3. Gelecekle İlgili Olumlu Beklentiler Oluşturma: Bireyin geleceğe dair olumlu beklentiler taşıması, onun daha azimli ve motive olmasına neden olur. Bu durum, sosyal psikolojideki “Kendini Gerçekleştiren Kehanet” mekanizması aracılığıyla başarı ihtimalini yükseltir. Yeni bir projeye başlarken başarıya ulaşacağına dair kuvvetli bir inanca sahip olan bir ekip lideri, bu pozitif tutumuyla ekibinin de motivasyonunu ve çabasını artırır. Bu özgüven, zorluklar karşısında daha azimli olmalarını sağlayarak projenin başarı olasılığını nesnel olarak yükseltir.

4. Kötü Şansı Avantaja Çevirme: Şanslı bireyler, olumsuz olayları bilişsel olarak yeniden çerçeveleme (cognitive reframing) eğilimindedir. Bu esneklik, yaşanan aksilikleri bir felaket yerine, daha büyük bir zarardan korunma ya da uzun vadeli bir öğrenme fırsatı olarak görmeyi sağlar. Bu yaklaşım, psikolojik dayanıklılığı artırır (Wiseman & Watt, 2004). Önemli bir iş sunumu için yola çıkmış bir girişimcinin, trafik kazası nedeniyle sunumu kaçırmasını (şanssızlık), durumu bir felaket olarak algılamak yerine, sunumu yapacağı şirketin CEO’suna kaza nedeniyle geciktiğini bildiren, ancak mevcuttaki soruna farklı bir yaklaşım getirdiğini belirten özür içerikli bir e-posta göndermesi işleri bir anda pozitife çevirir. Bu beklenmedik dürüst iletişim, CEO’nun ilgisini çekerek, sunumu daha sonra özel bir toplantıda yapma fırsatı doğurmuştur. Bu bilişsel esneklik, başlangıçtaki şanssızlığı bir iletişim avantajına dönüştürmüştür.

 

Şansın Arkasındaki Bilişsel Mekanizmalar

Şans algımız, büyük ölçüde inanç yapımızla ilişkilidir. Rotter’ın (1966) “kontrol odağı” (locus of control) teorisine göre, bireylerin olaylar üzerindeki kontrol algıları farklılık gösterir. Buna göre şans ve şansızlık, kişilerin kontrol odağı inancıyla yakından ilişkilendirilebilir. Dışsal kontrol odağı yüksek bireyler, hayatlarındaki olayların dış güçler (kader, çevre, şans) tarafından kontrol edildiğine inanır (Rotter, 1966). Bu inanç, pasifliğe ve fırsatları göz ardı etmelerine neden olur. İçsel kontrol odağı yüksek kişiler ise, başarı ve başarısızlığının büyük ölçüde kendi çabaları, yetkinlikleri ve seçimlerinin sonucu olduğuna inanır (Rotter, 1966). Bu inanç, proaktif davranışı ve fırsat arama eğilimini teşvik eder.

Kendini “şanssız” olarak etiketlemek, yalnızca şanssızlık getiren olayları hatırlamaya ve “şanslı” anları göz ardı etmeye yol açan bilişsel bir çarpıtma yaratır. Şanssızlık, bireyin yalnızca olumsuz olayları hatırlamasına yol açan, öğrenilmiş bir seçici dikkat mekanizmasıdır. Şanslı insanlar için bu mekanizma ters yönde çalışır.

Albert Bandura’nın (1977) Öz Yeterlilik (Self-Efficacy) teorisi, bireyin belirli bir görevi başarıyla yerine getirebileceğine olan inancını tanımlar. Yüksek öz yeterliliğe sahip bireyler, karşılaştıkları beklenmedik fırsatları (şansı) daha etkin bir şekilde değerlendirirler, çünkü bu fırsatları hayata geçirme yetkinliğine sahip olduklarına inanırlar. Eğer hazırlıklı ve kendine güvenliyseniz, beklenmedik bir fırsat kapınızı çaldığında, onu sadece fırsat olarak değil, kullanılmaya hazır bir şans olarak algılarsınız.

Carol Dweck’in (2006) tanımladığı Gelişim Zihniyeti (Growth Mindset) kavramına göre ise; bireyin yetenek ve zekânın geliştirilebilir olduğuna inanması, başarısızlıkları (şanssızlıkları) sabit bir eksiklik olarak değil, büyüme ve öğrenme aracı olarak görmesini sağlar. Bu bilişsel esneklik, bireyin engellere karşı adaptasyonunu ve dolayısıyla uzun vadeli başarısını artırır. En başarılı insanlar, planları yolunda gitmediğinde (kötü şans), olayın kendisine değil, çözüme odaklanırlar. Bu esnek zihin yapısı sayesinde, engelleri birer öğrenme ve gelişim fırsatı olarak görme yeteneği kazanırlar.

 

Şans, sadece ruhani ya da rastlantısal bir olay değildir. Şansın büyük bir kısmı, öğrenilen bilişsel ve davranışsal stratejilerin bir sonucudur. Şans Faktörünü artırmak için 4 temel ilkeye göre hareket edilmesi önemlidir. Bunlar; proaktif eylem, yeni deneyimlere açıklık, olumlu beklentiler ve esnek bir zihin yapısının geliştirilmesidir. Hepimiz, tesadüflerin ayağımıza gelmesini beklemek yerine, bu tesadüfleri değerlendirebilecek hazırlık düzeyine erişerek kendi talihimiz üzerinde kontrol sahibi olabiliriz. Bu anlamda şanslı olmak, hayattaki tesadüflere bel bağlamayı değil, o tesadüflerin kapımızı çalması için bir kapı inşa etmeyi gerektirir. Klasik bir örnekle piyangoyu kazanmanızın en büyük nedeni öncelikle o piyango biletini almanızdır.


Kaynakça

  • Bandura, A. (1977) Self-efficacy: Toward a unifying theory of behavioral change. Psychological Review, 84(2), 191–215.
  • Dweck, C. S. (2006) Mindset: The New Psychology of Success. Random House. [Kendini Geliştirmenin Gücü: Başarı Psikolojisi. Pegasus Yayınları, 2018.]
  • Gladwell, M. (2008) Outliers: The Story of Success. Little, Brown and Company. [Çizginin Dışındakiler – Başarının Hikayesi. MediaCat Yayınları, 2009.]
  • Pasteur, L. (1854) Discours prononcé à la séance solennelle de rentrée de la Faculté des Sciences de Lille.
  • Rotter, J. B. (1966) Generalized expectancies for internal versus external control of reinforcement. Psychological Monographs: General and Applied, 80(1), 1–28.
  • Taleb, N. N. (2007) The Black Swan: The Impact of the Highly Improbable. Random House. [Siyah Kuğu: Olasılıksız Görünenin Etkisi. Varlık Yayınları, 2008.]
  • Wiseman, R. (2003) The Luck Factor: The Scientific Study of the Lucky Mind. Arrow Books. [Şans Faktörü – Şanslı Zihnin Bilimsel İncelemesi. Pegasus Yayınları, 2019.]
  • Wiseman, R. & Watt, C. (2004) The role of cognitive and affective processes in the perception of luck. Journal of Personality and Social Psychology, 86(4), 597–605.

Çalıştığımda Şansım Yaver Gidiyor

Şans Faktörü: Başarının Gizli Bileşeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir