Hayat Oyununda Kendi Gerçekliğinizi Yaratmanın Sırları

Hayat Oyununda Kendi Gerçekliğinizi Yaratmanın Sırları

Florence Scovell Shinn tarafından kaleme alınan Hayat Oyunu ve Nasıl Oynanır” (The Game of Life and How to Play It) kişisel gelişimin klasik referans kitaplarından biridir. Bu eser, hayatı bir savaş alanı olarak değil, ruhsal yasalarla yönetilen bir oyun olarak tanımlar. Yazar 1938 yılında kaleme aldığı bu kitabında, bilinçaltının insanın sözlerini ve hayallerini gerçeğe dönüştüren güçlü bir araç olduğunu savunarak, bireylerin olumlu düşünce ve ifadeler yoluyla kaderlerini nasıl şekillendirebileceğini anlatır. Kitapta, korku ve şüphenin başarının önündeki tek engel olduğu vurgulanırken, sezgilere güvenmenin ve istenilen şeyin halihazırda gerçekleşmiş gibi davranmanın önemi çeşitli örneklerle açıklanmaktadır. Florence Scovell Shinn çağının çok ötesine geçerek kişinin kendi düşünce dünyasını değiştirerek dış dünyadaki koşulları iyileştirebileceği öğretisini işler. Bu yazıda onun bilgelikle dolu eserini temel alarak, hayat oyununda kendi gerçekliğinizi yaratmanın sırlarını paylaşıyoruz.

Genelde hayat hakkında konuştuğumuzda, farkında olmadan sürekli bir savaş metaforu kullanıyoruz. Dilimize yerleşmiş olan hayat mücadelesi, ekmek kavgası, zorluklarla savaşmak ifadeleri, sanki her sabah uyandığımızda görünmez bir zırh giyip siperlere koşmamız gerekiyormuş gibi bir ruh haline yol açar. Hayatta kalmak için sürekli bir savunma halinde olmamız gerektiğine inanırız. Peki ya bize sunulan oyunun kuralları baştan beri yanlışsa, o halde ne yapardık?

Çoğu insan hayatı bitmek bilmeyen bir mücadele veya savaş olarak görür, ancak o aslında bir savaş değil, bir oyundur. Bu oyunu başarıyla oynayabilmek için evrensel ruhsal yasaları ve oyunun kurallarını anlamak hayati önem taşır. Bu büyük oyun, temelinde bir “Verme ve Alma” oyunudur; yani insan ne ekerse onu biçer. Kelimelerinizle veya eylemlerinizle dünyaya ne gönderirseniz, o size şaşmaz bir doğrulukla geri dönecektir; sevgi veren sevgi, nefret veren ise nefret bulur.

Hayat oyununda zihnin imgeleme (hayal kurma) yetisi başrolü oynar. Bu yetenek “Zihnin Makası” olarak adlandırılır; zihninizde her gün hangi resimleri canlandırıyorsanız, bu makas o resimleri dış dünyanızın kumaşına kesip çıkarır ve sonunda kendi yarattıklarınızla karşılaşırsınız. Eğer sürekli hastalık, fakirlik veya başarısızlık görüntüleri kesip biçiyorsanız, karşınıza çıkacak da bu tablo olacaktır.

Çocukken sürekli dul bir kadın taklidi yapan küçük kızın hikayesi vardır. Yıllar sonra büyüyüp evlendiğinde kocası aniden ölüyor ve o siyah duvağı gerçekten takmak zorunda kalıyor. Bu bir tesadüf gibi görünebilir ama verilmek istenen mesaj şudur: Evren ahlaki bir yargıç değildir ve şakadan anlamaz. Bilinçaltı, bir çocuk oyununu veya korkuyu ayırt edemez; o sadece kör bir uygulayıcıdır.

Bu noktada zihnin üç bölümünü tanımak gerekir: Bilinçaltı, Bilinç ve Süper Bilinç. Bilinçaltı o yönsüz kör güçtür. Bilincimiz ise sürekli konuşan, endişeli ve kısıtlı olan dünyevi zihnimizdir. Eğer yazıcıya kodu veren sadece bu endişeli bilincimizse, sürekli felaket basmamız kaçınılmazdır. Çözüm ise Süper Bilinçte, yani her insanın içindeki o ilahi zihinde yatıyor. Burası kusursuz fikirlerin ve sizin için en doğru olan “İlahi Tasarımın” bulunduğu yerdir. Burada insan, kendi kişisel iradesini zorlamak yerine, kendisine ilahi hakla ait olanı talep etmeyi öğrenmelidir.

Peki, zihinsel imgelemeyi yaptık ama o şey henüz fiziksel dünyada yoksa ne yapacağız? Sadece bekleyecek miyiz? Hayır, burada “Aktif İnanç” kavramı devreye giriyor. New York’ta ev bulamayan kadının henüz dairesi yokken gidip battaniyeler alması buna modern bir örnektir. Kadın o battaniyeleri alarak bilinçaltına “ev zaten benim” mesajını veriyor. Fiziksel eylem, bilinçaltını ikna etmenin en kestirme yoludur. İnanç, misafirin geleceğinden o kadar emin olmaktır ki, kapı çalmadan çayı demlemektir.

Hazırlığımızı yaparken kelimelerimize de çok dikkat etmemiz gerekir. Ölüm ve yaşam dilin gücündedir. İnsan, her gün kurduğu cümlelerle farkında olmadan kendi kaderinin yasalarını yazar. Başarısızlık, eksiklik veya hastalık üzerine konuşmak bu durumları hayatınıza davet ederken; sağlık, bolluk ve sevgi üzerine yapılan onaylamalar bilinçaltını bu yönde yeniden programlar. Kelimeler kendi gerçeğimizi inşa eden tuğlalar gibi çalışır. Tramvayı hep kaçırdığını söyleyen babayla, tramvayın hep tam o geldiğinde geldiğini söyleyen kızın hikayesi gibi; ikisi de kendi kelimeleriyle kendi yasalarını yaratıyor.

Hayat oyunundaki bir diğer önemli kural ise “Dirençsizlik Yasasıdır”. Direnmek sizi bir savaş psikolojisinde tutar ve tüm enerjinizi tüketir. Yazar Çinlilerin su felsefesinden bahseder; su dirençsizdir ama zamanla en sert kayayı bile yarar. Olumsuz durumlara karşı direnç göstermek, onları sadece besler; bunun yerine duruma direnmemek ve onu iyilikle karşılamak, sorunların kendiliğinden çözülmesini sağlar.

Ayrıca, zihninizdeki yükleri içsel rehberliğinize devretmeyi öğrenerek, yani “yükü bırakarak”, belirsizliklerin ortasında bile net bir vizyona sahip olabilirsiniz. Yükü bırakmak tembellik değil, bir zihinsel disiplindir. Panik anında soruna müdahale etmek yerine, çözümü her şeyi yukarıdan kusursuz görebilen o Süper Bilince devretmektir. Bu yolda bize rehberlik eden iki pusula vardır: Sevgi ve Sezgi. Tıpkı mermerin içindeki meleği gören heykeltıraş gibi, biz de karşımızdaki insanların içindeki ilahi özü selamlayarak ve onlara sevgi göndererek, en katı durumları bile yumuşatabiliriz. Gerçek sevgi hiçbir karşılık beklemez ve bencil değildir; tıpkı terk edildiği adamı kutsayarak huzur bulan ve sonunda ondan evlilik teklifi alan kadının hikayesinde olduğu gibiSezgi ise “içeriden öğretilmek” demektir. Eğer bir his size gerginlik ve panik veriyorsa o mantıktır; ama eğer nedensiz derin bir huzur ve tatlı bir esinti hissi veriyorsa, işte o Süper Bilincin fısıldadığı gerçek sezgidir.

Unutmayın, hayat oyununun amacı, kendi iyiliğinizi net bir şekilde görmek ve zihninizdeki tüm korku resimlerini silecek bir inanç geliştirmektir. Kendi hayat oyununuzun ustası olmak, düşünce ve kelimelerinizi dönüştürmekle başlar. Böylece kendi gerçekliğinizi yaratabilirsiniz.

 


Kaynakça
Shinn, F. S. (1938). The Game of Life and How to Play It (22. baskı). New York, NY: Florence Scovel Shinn

Zihnin Gizemli Katmanları: Bilinç, Bilinçaltı ve Bilinçdışı

Bilinçaltı Motivasyon Telkinleri

Bilinçaltının Gücü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir